4 Ağustos 2017 Cuma

Pişmanlıklar...

                 Bazen çekilmez olur ya hayat...
Çekilmez de değil de hayatın da bir suçu yoktur aslında, anlaşılmazsınız.. Yanlış anlaşılırsınız...
Kırılırsınız , küsersiniz içten içe. Böyle böyle yaşam sevinci dediğimiz "dirim" gücü azalır insanın...
                  Seçimler çok önemlidir bu yüzden.
           Anne babalar ilk önce evladın cinsiyetini seçmek isterler aslında.  "Erkek" olmak önemlidir güzel yurdumda. Senenin bilmem kaç olmasının , kadınların da para kazanmasının , kendi ayakları üzerinde durmasının vs. hiçbir önemi yoktur. "Pipi"niz olmadığı için eksiksiniz. Hiçbir şey bilmeyen, hiçbir şeyden anlamayansınız. Üreme ve boşaltım organınız sanki beyinmiş gibi davranılır, PİPİ=BEYİN. Bu da başka bir yazı konusu...
           Dünyaya gelmişseniz , anne babanızı , yaşadığınız coğrafyayı seçemezsiniz... "Kader"dir. Ağrı'da öğrendim bunu. Ama ailenizden sonraki seçimler var ya işte onlar çok çok çooook önemli...
           En basiti liseyi bitirdin , sınava girdin , eğer yanlış şıkları işaretlersen 1 senendir gidecek olan , oturur tekrar hazırlanırsın.. Üniversiteyi kazandın , istemediğin bir okulsa giden 4 sene... Amaa ve var ya işte onlar çok mühim ey okur.. Parası bol yatışı bol bir meslek hayal ediyorsan üzgünüm mezarda o iş.. Paraya ihtiyaç yok , yatışı bol , iş güç yok. Huzur orda. Tırmalayarak bir yerlere geliniyor malesef. Yolda altın küpü bulamıyoruz. Garantili 15 gün kış tatili , 60 gün yaz tatili istiyorsan "öğretmen" olacaksın. Eğitim fakültesi kazanıp , 4 yıl dirsek çürütüp , kpss yi geçip olacaksın , ha artık mülakat var onu da geçmen gerekiyor. Olamamışsan konuşmayacaksın yok maaşınız var yok tatiliniz var. Emek verdik olduk, çok şükür bugünümüze... Amaa bir de bir de yanınızdaki kişi meselesi var ki o çok mühim... Maalesef yanımıza gelen herkesin niyetini anlayamıyoruz. Kişilik meselesi vahim. Karşındaki kişi ne kadar anlatırsa kendini, ne kadar gösterirse içini ancak o kadar bilebiliyoruz... Hani kavun değil ki koklayıp alalım meselesi... Anneannemin bir lafı var , çok severim , çok söylerim , bir yerlere yazmak bu zamanaymış.. "Yerine düşer gül olursun , yerine düşer kül olursun.." Ve yine bir maalesef sadece yanınızdaki kişiyi tanımak yetmiyor. Aileler var.. Armut dibine düşüyor.. Ailesini de tanıyın evlenmeye karar vermeden önce.. Annesi ,  babası , kardeşleri ... Ben bu insanlarla içli dışlı olacağım , zaman geçirin , tanıyın... Olmuyorsa da kaybedecek şeyiniz olmadığı için en başından yol verin... Zaman geçtikten sonrası gerçekten zor.. Bunalıyor insan.. Yaşanmışlıklar arttıkça kopması çok zor. He imkansız değil ama yine de evli barklı olunca hep barışmalar , barıştırmalar oluyor , hele de çocuk varsa aman kavga çıkmasın denilip susuluyor. Böyle böyle insanın yüzündeki gülümsemesi kayboluyor. Dirim gücü düşüyor... Siz siz olun işinizi , eşinizi doğru seçin...
               Hayatımızı ortalama 70 yıl desek , ki yarısı gece 35 yıl uyku ile geçip gidecek , kaldı 35 yıl , ilk 5 yılı çocukluk deyin muhtemelen çoğumuz hiçbir şey hatırlamıyoruz ya da en mutlu olduğumuz , en korktuğumuz anlar belleğimizde... 5 yıl da son yıllarımız olsa ya yatalak ya hafıza olmadan geçse kaldı mı 25 yıl... Bu 25 yılın yaklaşık "15" senesi çalışarak yani İŞte geçiyor! Geriye kalan 10 yıla da güzel bir insan seçin.. Mutluluk kaynağı olsun , ömür törpülemesin... Ve en önemlisi " SİZİ SEVSİN...!" Sevildiğinizi hissettiğiniz zaman emin olun her şey daha çekilir gelecektir.. Yanılıp da sevdiğinizle evlenmeyin... Hani olur da beni sever diyerek.. Çok nadir artık.. Herkes kendi maaşını kazanıyor , kimsenin kimseye tahammülü yok.. Ha hem sevip hem seviliyorsanız o zaman çok şanslısınız , bolca dua edin bolca şükredin halinize... Yaklaşık % 11 lik dilimdesiniz yani her 10 kişiden sadece 1i...
 Sevgiyle kalın... #G.B#

27 Temmuz 2017 Perşembe

Kahve...


Bahanedir...
Dostla içildi mi şahanedir...
Muhabbete birebirdir..


        Bir fincanın 40 yıl hatrı olduğu söylenir. Bir de hani en saf en temiz zamanlardan kalan bir "bir yastıkta tam 40 yıl" tabiri vardır ya , inanırım ben o tabire. Eşimle de ilk buluşmamızda kahve içmiştim. Darısı 40 yıla bakalım.. Sağlıkla , huzurla erelim inşallah..
        Bir de "Meral DEMİR" den bir alıntı var.. Daha doğrusu babaannesinden. Büyükler ne de güzel söyler değil mi :
" Yoksa yanımda biri
   Alıp elime kahvemi
   Açarım perdeleri...

  Şöyle bir döner ağaçlara,
  Balkondaki kedilere,
  Dallardaki kuşlara,
  Yaprakları çisil çisil okşayan damlalara,
  Baktığım her yerde görmeyi umduğum,
  Her ne varsa, onlara...

  Bir yudum bana,
  Bir yudum yanımda olmayanlara...

  Sonra fısıldarım :
  "Ferah kahveniz olsun emi..."

  Kim demiş
  "Tatsız tuzsuzdur yalnızın kahvesi...?"

  Bazen sadece kendinsindir kızım telvenin bahanesi...



Günün şarkısı da Barış Manço'dan...
Benimle yaşıt bir şarkı..
"Süper Babaanne - Bir yastıkta tam 40 yıl"



     Ferah kahveleriniz olsun emi..! 



                                                                       Sevgiyle , kahveyle kalın...   #G.B#


     

19 Temmuz 2017 Çarşamba

Bir Dost Sohbeti..


       Hani komşulardan bahsetmiştim birkaç yazı öncesinde ... Bkz. Hayat... Arz Talep Meselesi... 

  İşte dostlar da olsun böylesi.. Sarılınca iyi gelen. Kalbinize iyi gelen kızınıza iyi gelen.. Sizi huzurlu hissettiren.. Beraber saçmalayıp beraber gülebildiğiniz.. Bizim bir "Bettüüş"ümüz var analı kızlı. Her daim maviş her daim huzur her daim sevgi.. Her daim bir "mor"& "kelebek" ... Allah yanımızdan yanı başımızdan eksik etmesin. Az ve öz dostlardan.. Güzel yüreklilerden.. İyi gelenlerden... Az önce burdaydı.. İyi ki var iyi ki...
      Bu söz de dostlara bilhassa "Gizo'ya , Betüş'e , Jamala'ya , Münüş'e , Kanky'me , Canky'me , Gülo'ya, Kamile'ye..."  gelsin o vakit :



Günün şarkısı da tüm dostlara ...


Melike Demirağ - ARKADAŞ...

                                       

Öylesine...

     Öylesine yapılan işler keyif vermez dostlar.
           Öylesine mesaj yazılmaz mesela.. Öylesine de aranmaz insanlar.. Muhakkak bir sebebi vardır . Özlemişsindir , kızmışsındır , sitem edersin , merak edersin vb.
            Bir meslek de öylesine seçilmez mesela. Sırf puanım tuttu diye seçersek, ayaklarımız geri geri gider her sabah , mutsuz olunan bir iş yarardan çok zarar verir hem bünyeye , hem psikolojiye.
            Sadece iş mi ? Hayır , "eş" de çok çok önemli bir kavram. İnsanlar der ki evleniyoruz "öylesine.." Yok böyle bir dünya. Sevmeden olacaksa "evlilik" belli bir zaman sonra batmaya başlar her şey. Makyajsız , traşsız suratlara laf edilir , yapılan yemeğe , giyilen kıyafete , gidilen yere , izlenen maça laf edilir.. Laf laf laf... Dayanılmayacak noktaya gelinir.. Binbir heyecanla kurulan yuvalar , tek celsede bilemedin birkaç celsede yıkılır... Ama bir de çocuk varsa , işte O en çok yıkılır.
            Öylesine gidilen iş , öylesine kurulan yuva , öylesine doğurulan çocuk da sizi mutsuz eder. Eş iş çocuk vs. hep emek ister. Emek olmadan yemek de olmaz , huzur da olmaz.

                   Sevgiyle , amacınızla , hedefinizle kalın ; mutlu kalın...

Günün sözü MEVLANA'dan :
 " Allah cömerttir ama arpa ekene de buğday vermez ! "

12 Temmuz 2017 Çarşamba

Uzaklaşmak...

          Kimi zaman insanlardan...
 Kimi zaman hayattan... 
           Sussam gönül razı değil , konuşsam tesiri yok! 
İnsanlar da böyle kimi zaman. Söylediğiniz bir cümleye , attığınız bir adıma , kullandığınız kelimeye , giydiğiniz ayakkabıya , yaptığınız makyaja bakarak değer veriyorlar size. Ve çıkar ilişkisi için devam ediyorlar ilişkilerine. Üzülüyor insan ister istemez... Ne diyeyim Allah ıslah etsin. Kalbi kırmak çok kolay da yapmak çok zor. Kimi zaman en sevdiğiniz kimi zaman hiç sevmediklerimiz yapıyor bunu...
En güzel cevap ise SUSMAK...


Sözün özü :





11 Temmuz 2017 Salı

Hayat Telaşı...

            Ne çok şey kaçırıyoruz aslında dünyalık şeylerle uğraşırken... Kızımızın bakışı , gözündeki parlaklığı , yanı başımızda açan bir çiçeğin kokusunu , bir kedinin patisini yalamasını , bir köpeğin kulaklarını dikmesini.. vb.
             Bir tanıdık demişti , torun sevgisi ile evlat sevgisi arasındaki fark nedir dediğimizde ; "insan telaştan çocuğunun mutluluğunu göremiyor. Ama torunda işi gücü bırakıp gözünün parladığı anı farkedebiliyorsun..."
             Hayat da böyle akıp geçiyor avuçlarımızdan , bizse iş , ev işi , akıllı telefonlar aracılığıyla sosyal medya vs. derken yaşamımızdan çalıyoruz. Etrafımızdaki güzelliklerden yoksun , güzelliklerin farkına bile varmayarak yaşayıp gidiyoruz, tabii yaşamak denirse...
                Halimiz vahim.. 

Bkz. : 




Ve sözün özü Münevver Gökkaya'dan... :



Son söz de , gözleri kapatıp dinlenilesi bir müzik... 





Sevgiyle , sağlıkla , huzurla kalın...


5 Temmuz 2017 Çarşamba

Hayat... Arz talep meselesi...

            Kalbin temiz diyor kimisi.. Kimileri de Allah gönlüne göre veriyor diyor. Evet gerçekten kimse hakkında kötü düşünme huyum yoktur , lakin yalanını , çıkarcılığını yakalayana kadar. Çıkarcı olduğunu düşündüğüm an , beni kullandığını ya da istediği gibi yontmaya çalıştığını anladığım an ; kusura bakma kardeşim / arkadaşım / sevgilim / akrabam ben yokum. Tam olarak sınırım da bellidir , sinirim de.. İkili oynamam , direkt tepkimi de belli ederim. Yüzüne de söyleyemediğimi arkandan da söylemem. Bu yüzdendir ki her ne istersem bir süre sonra bakmışım altın tepside kapıma gelir.. Allah'a çok şükür. Kün fe ye kün.. (Ol der oluverir.) Bu cümleyi çok ama çok severim. Olmadığını düşünüp oturur ağlarım, bir bakmışım ertesi gün kendiliğinden oluvermiş..
          Öyle ya atanamadım diye ağladım ağustosta , kasımda atama sonucum geldi. Babam göndermedi cezalı kaldım çok ağladım karneleri dağıtırken , baktım arkadan 2. şans tebligat geldi , haala bekliyoruz, gelebilirsiniz yazısı.. Gene de göndermedi babam , 2 sene sonra üniversiteden sınıf arkadaşlarımla aynı evi paylaşmak üzere atandım. Yine doğu ama olsun. Çok şey kattı , çok şey öğrendim. Can sıkılmasının aslında kar yağıp yolları kapattığı zaman olduğunu öğrendim mesela. Sevdiklerinin uzakta kalmasını ve özleyip özleyip çok ağlamayı yaşadım. Ya büyüklerime bir şey olursa yollar kapalıyken gidemezsem son hallerini bile göremezsem kaygısı yaşadım. Hep olgunlaştırdı bunlar beni. Aza tamam demeyi öğrendim. Coğrafyanın kader olduğunu öğrendim. 15 - 16 yaşında kızların telefon resminden gördükleri adamlarla uzaktan nişanlanabildiklerini öğrendim mesela...Soba yakmayı öğrendim , sobaya atık yağ atılmaması gerektiğini öğrendim , kaşlarımız yanabiliyor mesela.. Deneyimleyerek öğrendim. Ama çocukların "iyi misin örtmen?" diye tedirgin bakışlarını öğrendim. Vicdan , merhamet haala var.. Öğretmene saygı en çok doğuda var... Çok güzel günlerdi vesselam. Batı diyoruz ya hep örnek alıyoruz ya , batıya geldiğimde anladım.. Her yerin zoru kolayı ayrı tabii. He doğudayken arkadaşlarım evlenirdi, bulamadın mı daha derlerdi, üzerlerdi insanlar... Hoş o kaygıda olmadım hiç. Nasipse Bağdat'tan Yemen'den gelecekti.. Ki öyle de oldu.. Aynı üniversitede okuyup aynı yurtta kalıp her ne hikmetse daha önce hiç görmediğim adamla 11 gün telefonda irtibatta kaldım,9 günde görüşüp sözlenip ,  3 ayda nişan nikah yapıp 9 ayda evlendim. :) Çok acele oldu diyen mi istersin , tayin olmak için mi evleniyor diyen mi.. Hayır severek , aşık olarak evlendim. Çok şükür bin şükür... 22 aylık bir kızım var , eylülde 3 yıldır da evli olacağız nasipse.. Kul da bozmasın , Allah da...
              Laf lafı açtı , başlıktan uzaklaştım , dün komşuluktu ilişkilerdi yok diye üzülürken sabah baktım kapı tıklıyor. Yan komşumuz. Ha samimiyetim yoktu ama Allah bin kez razı olsun , tadilat zamanı suyumuzu kahvemizi çayımızı eksik etmedi , hep sordu sağolsun. Sabah kahvesine çağırmak için kapıda duruyordu.. Benim kız 22 aylık onunki 29 aylık.. Hem biz hem kızçeler kaynaşsın maksat.. Çok mutlu oldum çok. Öyle böyle değil. Allah kapılarımızı çalanları eksik etmesin. Hayat komşularla , akrabalarla , dostlarla çok güzel... Talep edin içinizden gelerek ,duayla sabırla bekleyin , hayat da size arz etsin... Altın tepsilerle... Sevgiyle , mutlulukla kalın...

Böyle komşulara denk gelmek ümidiyle..:
       

Günün şarkısı da nişan dans şarkımız olsun yeri gelmişken...